Prof. Dr. İlhan Arsel hayatını kaybetti

Salı, 09 Şub 2010 admin yorum yok
Akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlhan Arsel’in, uzun süredir yaşadığı ABD’de vefat ettiği bildirildi.

Kaynak Yayınları’ndan yapılan yazılı açıklamada, akademisyenliğinin yanı sıra değişik konularda kitap ve makaleleri bulunan 89 yaşındaki Arsel’in, 7 Şubatta ABD’de hayatını kaybettiği ve cenazesinin toprağa verildiği belirtildi.

Arsel’in 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de aralarında bulunduğu birçok insanın hocalığını yaptığı ve yetişmesine katkı verdiği ifade edilen açıklamaya göre, İstanbul’da 1921 yılında doğan İlhan Arsel, 1942’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra 1949’da İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamladı.

Doktorasını aldıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Anayasa hukuku” dersleri veren Prof. Dr. İlhan Arsel, 1960 askeri müdahalesinden sonra yeni Anayasa tasarısını hazırlamakla görevlendirilen 10 kişilik “İstanbul Komisyonu”nda ve daha sonra kurucu meclis ön tasarısını oluşturan 5 kişilik komisyonda üye olarak yer aldı.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından 1966 yılında “Kontenjan Senatörü” olarak Senato’ya atanan Arsel, 1971 yılında, merkezi New York’ta bulunan “Inter-University Associate” kuruluşunda danışman ve araştırmacı olarak görevlendirildi.

Kuruluşun “kronolojik yorum” esasına göre yayımladığı “Dünya Ülkeleri Anayasaları” (Constitutions of The Countries of The World) adlı 14 ciltlik eserin “Türkiye” ve “Belçika” bölümlerini hazırlayan Arsel, 1977’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden istifa etti. İstifasından sonra araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam eden Arsel’in 20’nin üzerinde eseri bulunuyor.
Kaynak: Milliyet

Categories: Genel Tags: ,

Mahkemeden sıcaklık yasağı

Salı, 09 Şub 2010 admin yorum yok
Brezilya’nın güneyindeki Rio Grande do Sul bölge mahkemesi, futbol maçlarının 35 dereceden yüksek sıcaklıkta oynanmasını yasakladı.

Yargıç Rafael da Silva Marques, yerel saatle 18.00-19.30 arasında başlaması planlanan maçların, ancak hakem sahadaki sıcaklığı kontrol ettikten sonra başlayabileceğine karar verdi.

Marques, maçların yerel saatle 10.00-18.00 arasında başlamasını, bir maçta bazı oyuncuların ranatsızlanması üzerine geçen hafta yasaklamıştı. Rio Grande do Sul bölgesinde geçen hafta 17.00′de 40 derece sıcaklıkta başlama vuruşu yapılan bir maçta bazı oyuncular rahatsızlanmıştı.

Yargıç Marques kararında, “Hakem, maç başlamadan sıcaklığı ölçmeli. sıcaklık 35 dereceden azsa maç başlayabilir. 35′ten fazlaysa sıcaklık düşene kadar beklemeli. Saat 19.30′dan sonra güneş çok etkili olmuyor, maçlar başlayabilir. Bunu işçi sağlığı için bir önlem olarak düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Kaynak: AA

Categories: Genel Tags:

Dünya gizli tanığı nasıl koruyor?

Salı, 09 Şub 2010 admin yorum yok
Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın 12. duruşması, bir “gizli tanık” skandalına sahne oldu. Dün gerçekleşen duruşmada bir gizli tanık dinlenmesi de planlanıyordu, ancak polisin almayı unuttuğu gizli tanık duruşma esnasında salonda yoktu.

Mahkeme Başkanı Erkan Canak müdahil avukatların gizli tanığın dinlenip dinlenmeyeceğini sorması üzerine, “Bana gizli tanık geldi diye not geldi ama gelmemiş. Gizli tanık evde polis bekliyor. Polis burada gizli tanığı bekliyor.Ben ne yapayım?” diye tepkisini göstermişti.

Hrant Dink cinayeti gibi toplumun merakla takip ettiği, kritik bir davada, “gizli tanığın evde unutulması” akla bu işin ne kadar özenle yapıldığına dair kuşkuların oluşmasına yol açtı ve akıllara “Bir güvenlik zaafı mı var?” sorusunu getirdi.

Halbuki mahkemede gizli tanığın dinlenmesi için yapılan hazırlıklar, umut vericiydi. Tanığın ses ve görüntüsü değiştirilerek mahkeme salonuna verilecek, ayrıca ifade vereceği odanın kapısına mühür vurulacaktı.

Hrant Dink cinayeti davasında bir sonraki duruşma 10 Mayıs’ta gerçekleşecek. Kimse aklına kötü olanı getirmek istemese de, evde unutulan bir gizli tanığın bu süre çerçevesinde korunması ve kimliğinin açığa çıkmaması için özel bir çaba sarfedilmesi gerektiği de muhakkak.

Türkiye’de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 58. maddesine göre devam eden bir soruşturmada, gizli tanık olmak isteyen kişi, savcıya ya da polise başvurarak gizli tanıklık yapmak istediğini söylüyor. Ya da polis, gizli tanıklık yapmasını uygun gördüğü kişiye teklif götürüyor. Eğer, savcı ve polis kişinin gizli tanıklık yapabilecek vasıfları olduğunu takdir ederse, kişi soruşturmaya dahil ediliyor.

Türkiye’deki tanık koruma tedbirleri arasında kimlik ve adres bilgilerinin gizli tutulması, duruşmada ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi, fiziki koruma sağlanması, nüfus kayıt belgelerinin değiştirilmesi, geçimini sağlaması için maddi yardım görmesi, estetik yolu ile görünümünün değiştirilmesi bulunuyor.

ABD’DE GİZLİ TANIĞIN MAHKEME SALONUNDA FARKI YOK
ABD hukuk sisteminde ise, “davanın çözülmesi için hayati önem taşıması ve tanığın hayatının tehlike altında olması durumunda” ifadesine başvurulan gizli tanığın kimlik gizliliği sadece mahkeme salonunu terk ettiği anda başlıyor. Yani “Tanık Koruma Programı”na dahil olan bir tanık mahkeme salonuna girdiği anda diğer tanıklardan hiçbir farkı olmuyor. “Gizli tanık” savcılık makamının tanığı olsa bile sanık avukatlarının sorularını ve iddiaları yanıtlamak zorunda.

“Gizli tanık” mahkeme salonu içinde kendi kimliği ile ifade veriyor ve ifadesi kayıtlara geçip kamuya açık oluyor. Gizli sanık isterse kimliği kayıtlara geçirilmiyor, yüzünü saklayabiliyor. Ancak, kimliğini savunmadan gizleyemiyor.

Mahkeme süresince kimliği açık bir biçimde ifade vermek zorunda olan tanığın “gizliliği” ve korunması esas olarak mahkeme salonunu terk ettiği anda başlıyor. Mahkeme sonlandıktan sonra tanık “yeni kimliğine” kavuşabiliyor.

KURALA UYAN KİMSE ZARAR GÖRMEDİ
ABD’de korunan tanık yeni bir isim alabiliyor. İsterse sadece soyadını değiştirmesi de mümkün. Genelde soyadının ilk harfinin, eski soyadı ile aynı olması öneriliyor. Yeni bir ev ve iş bulunmasında yardım görüyorlar ve kendi ayakları üzerinde durabilecek duruma gelene kadar devletten maaş alıyorlar. Ancak tanıkların evlerine geri dönmesi ve aileleri ile görüşmesine izin verilmiyor.

ABD Güvenlik Birimi’nin açıklamasına göre, 1971′den beri uygulanan programdan, 7 bin 500′ün üzerinde tanık yararlandı ve güvenlik kurallarına uyan hiç kimse zarar görmedi.

YİNE DE GİZLİ TANIKLAR ÖLÜMLE KARŞI KARŞIYA KALABİLİYOR
Ancak yine de Amerika’da tanık koruma programı kimi zaman yeterli olmuyor. Özellikle mafya tarafından işlenen cinayet davalarında, görgü tanıkları koruma altına alınsa bile ölümle karşı karşıya kalabildiği söylniyor. ABD’deki tanık koruma programı, bütün cinayet davalarını kapsamadığı için böyle sorunlar yaşanabiliyor.

ALMANYA’DA DA SUÇLUNUN AVKATI GİZLİ TANIĞI BİLİYOR
Almanya’da da tanık koruma yasası kapsamında bile olsa, hakim ve savcıların yanı sıra suçlunun avukatı da gizli tanığı bilir. Ancak tanık tehlike altındaysa, mahkemede başka bir odada kamera ve televizyonlarla ifade verebilir. Bu durumda Türkiye’deki gibi tanığın görüntüsü kısıtlanır ve sesi değiştirilir. Bu madde, terör ve organize suçların söz konusu olduğu davalarda uygulanır. Bu durumda suçlunun avukatı, savcı ve hâkim gizli tanığın kimliğini bilmez.”

Fransa’da ise sadece gizli tanık ifadelerine dayanılarak herhangi bir kimse hakkında mahkûmiyet kararı verilemiyor. Ayrıca, gizli tutulan tanıkların ifadesine 10 gün içinde itiraz da edilebiliyor.
Kaynak: ntvmsnbc

Categories: Genel Tags: , ,

Çubukçu, Danıştay’ın YÖK kararını değerlendirdi

Salı, 09 Şub 2010 admin yorum yok
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, AKP Grup Toplantısı için Meclise gelişinde, Danıştay 8. Dairesi’nin, YÖK’ün üniversiteye girişte farklı katsayı uygulanmasına ilişkin kararın yürütmesini durdurmasını değerlendirdi.

Kararı bir hukukçu olarak değerlendirdiğini belirten Çubukçu, ”Hukuk devleti ilkesinin temel prensibine göre, kaynağını Anayasadan almayan hiçbir güç, yetki kullanamaz. İdari organlar da yargı da yasama da kaynağını Anayasa’dan alan bir yetkiyi kullanacak. Anayasa’nın temel prensiplerinden birisi de kuvvetler ayrılığı prensibidir. Bu prensibe göre, yürütmenin yargıya talimat vermesi mümkün olmadığı gibi; yargının da yürütmenin yerine geçerek, denetim yapması veya yürütmenin yetki alanına giren bir konuda düzenleyici işlem tesis etmesinde hukuka aykırılık görüyorum” diye konuştu.
Bakan Çubukçu, şunları kaydetti:
”Karar da şöyle bir şey de vurgulandı: ‘Yürütmenin takdir hakkının kabulü, bunun keyfi kullanımına yol açmaz, takdir yetkisine giren konular da yargının konusu edilebilir’ diyor, doğru. Ama yargı kararlarının uygulamasında takdir hakkı yoktur, doğrudan uygulanır diyor. Yürütmenin takdir hakkının olması, onun keyfi bir karar almasının önünde engeldir. Ama burada YÖK, kaynağını Anayasa’dan alan bir kurumdur, Anayasal bir kuruluştur. Kaynağını kendi kuruluş yasasından alan bir yetkiyi kullanmıştır. Burada diyor ki ‘ben bu düzenlemeyi yapabilirim.’ 1999′daki YÖK nasıl bu kararı alabildi ise YÖK aradan geçen 11 yıllık süreçte, aynı değişmeyen yasa maddesini kaynak göstererek böyle bir karar almıştır. ‘O tarihte bu yetki kullanılabilir ama bugün kullanılamaz’ demek hukuk açısından sorunlu bir yaklaşım bana göre.
Ortaöğretim kurumlarının planlanması ve şekillendirilmesinde en önemli rolü, yüksek öğretimine geçiş sınav sistemindeki düzenlemeler oluşturuyor. Türkiye’nin en önemli ihtiyacının meslek elemanları olduğu, mesleki eğitimin geriye gittiği ve bu geriye gidişin temel aktörlerinden birisinin yüksek öğrenim sistemine geçişte, ortaöğretime uygulanan katsayı sistemi olduğu, dolayısıyla bunun da meslek liselerinin gelişmesinin önünde engel olduğu, bütün eğitimciler tarafından mutabık kalınan bir konu.”

“Akşam eve gittiğimde ikisi de ağlıyordu” dedi

Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, Danıştay’ın, katsayı kararının yürütmesini 2 kez durdurmasının, sınava girecek öğrenciler üzerinde olumsuz etki yapıp yapmayacağının sorulması üzerine, ”Buraya gelirken, Meclis’teki polis memuru önümü kesti ve ‘2 çocuğum var ikisi de meslek okulunda okuyor ve akşam eve gittiğimde ikisi de ağlıyordu’ dedi. Bana ilk karardan beri ortalama her gün bine yakın şahsi mail geliyor, bunlar çocuklardan ve gençlerden geliyor” dedi.

”Meslek lisesinde okuyan bir çocuk, sınavda 100 soru yaptığı halde, makine mühendisi olamıyorsa burada sorunlu bir yaklaşım vardır” diyen Çubukçu, bu duruma çok büyük tepki olduğunu kaydetti. Nimet Çubukçu, sınava girecek 1,5 milyon gencin önüne engel çıkaracak ve gelecekteki hayallerini ortadan kaldıracak düzenlemelerin olumsuz yansımalarının olacağını bildirdi.

“Yürürlükteki mevzuat yeterli”

Bakan Çubukçu, ”Yasal bir düzenleme gündeme gelebilir mi?” sorusuna, ”Şu an yürürlükteki mevzuatın bu yetkinin kullanılması konusunda yeterli olduğunu düşünüyorum” yanıtını verdi.

Başka bir soru üzerine Nimet Çubukçu, 1982 Anayasası çerçevesinde oluşturulan bu kurumların yıllardır bu yetkilerini kullandıklarını söyledi. Anayasa’nın çok sorunlu ve değişmesi gereken maddeleri olduğunu belirten Çubukçu, ”Ama şu meseleye gelince, ne Anayasa ne de mevcut kanunda bir sorun, bu kararı almakta bir sorun görmüyorum” diye konuştu.
Kaynak: AA

Categories: Genel Tags: , ,

Ahı tuttu

Pazartesi, 08 Şub 2010 admin yorum yok
Metin A. yere ağ gerip 20 saka kuşu avladı. Jandarma yakaladı. Çevre ve Orman Bakanlığı kuşlar için dava açtı, 8 bin lira tazminat istedi. Yerel mahkeme reddetti. Bakanlık Yargıtay’a gitti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemenin ret kararını oybirliği ile bozdu. Mahkeme direndi. Bakanlık temyiz etti. Yargıtay Hukuk Dairesi Genel Kurulu kararı verdi: “Davalı eylemi nedeniyle tazminat ile yükümlüdür.”

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu, kaçak avcıları affetmedi. Yargıtay, hayvanların canlı olarak ele geçirilip, doğaya salınmalarının, kaçak avcıları tazminat yükümlülüğünden kurtarmayacağına karar verdi. Kararda, kaçak avcılar cezalandırılırken, “canlı” veya “cansız” hayvan ayrımı yapılmadığına, tazminat konusunda karar verilirken de bu ayrımın sonucu değiştirmeyeceğine dikkat çekildi. Yargıtay bu kararı İzmir’de 20 sakayı kaçak ve usülsüz avlayan Metin A’nın davasında verdi. Metin A., 5 Nisan 2006’da Menemen Palamuttepe’de yere ağ gerip kuş avlarken, jandarma tarafından suçüstü yakalandı. Yakaladığı 20 saka kuşuna el konuldu. Sakalar, “Teslim ve müşterek imha tutanağı” ile 6 Nisan 2006’da jandarma karakolundan doğaya salıverildi. İzmir Çevre ve Orman Müdürlüğü, idari yaptırım tutanağı düzenleyerek, Metin A’ya 428 lira para cezası kesti.

Bakanlık dava açtı

Çevre ve Orman Bakanlığı, saka kuşları için İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava da açtı. Bakanlık, Metin A’dan canlı olarak avladığı 20 saka kuşu için tanesi 400 liradan 8 bin lira maddi tazminat talep etti. Saka kuşlarının doğaya salıverilmesini dikkate alan mahkeme, bu nedenle zarar doğmadığına hükmedip bakanlığın tazminat davasını reddetti. Bakanlık kararı temyiz etti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemenin tazminatı ret kararını oybirliği ile bozdu. Bozma kararında şöyle denildi: “Gerek Kara Avcılığı Yasası gerekse Merkez Av Komisyon kararları uyarınca usulsüz av bakımından canlı veya cansız hayvan ayrımı yapılmamıştır. Şu durumda davalı eylemi nedeniyle tazminat ile yükümlüdür.”

Dosyalar savaşı

Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına “zarar doğmadığı” gerekçesiyle direndi. Çevre ve Orman Bakanlığı direnme kararını da temyiz etti. Bunun üzerine saka kuşlarının davası Hukuk Genel Kurulu’nun önüne geldi. Kurul, 3 Şubat Çarşamba günü mahkemenin direnme kararını bozdu. Dosya yeniden İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilecek. Mahkeme, bu kez Kurul’un bağlayıcı kararı ışığında Metin A’yı kaçak avladığı sakalar için 8 bin liraya kadar maddi tazminat ödemeye mahkum edecek.

Nesli tükeniyor

SAKA, (carduelis carduelis, european goldfinch eng.) ispinozgiller familyasından taneci, ötücü bir kuştur. Yüzün ön kısmında kırmızı renkli maske, kanat teleklerinin yanlarındaki sarı şerit, göz ve başın üstünden boyun altına kadar uzanan siyah bir atkı bulunur. Avrupa, Batı Asya ve Kuzey Afrika, fundalıklar, makilikler, Sibirya stepleri, dikenlik açık alanlar ve akarsu başlarında yaşar. Her yöreye ait yerli sakalar olmakla beraber yurdumuzda Anadolu sakası, Akdeniz sakası, Sibirya sakası, Himalayan sakası türleri vardır. Sakalar nesli tükenen ve koruma altındaki kuşlardan oldukları için yakalanması ve avlanması yasak hayvanlar kategorisine girmektedir.
Kaynak: Hürriyet

‘Üçüncü cins’le hukuki ilişkiler

Pazartesi, 08 Şub 2010 admin yorum yok
Pakistan’da yıllardır toplumun hor gördüğü, polisin taciz ettiği, ailelerinin dışladığı ‘cinsiyet değiştirenler’, Yüksek Mahkeme’nin cesur ataklarıyla haklarını elde etme yolunda önemli adımlar attı.
Pakistan’ın cinsiyet değiştiren topluluğu uzun süre toplumun dışında, polislerin tacizine uğrayarak, alay edilerek, toplum tarafından Allah’ın dışladığı kimseler olarak görülüp küçümsenerek ve genellikle aileleri tarafından reddedilerek yaşadı. Fakat şimdilerde Yüksek Mahkeme, onlara hakları için bir umut vermekte…
Mahkeme nüfus cüzdanına üçüncü cinsiyeti eklemeyi düşünmeleri için yetkililere öneride bulundu. Pakistan’ın muhafazakâr toplumu için hayli cesur olan bu teklif, Hindistan örnek alınarak hazırlanmış. Hindistan’da geçen yılın sonunda seçim komisyonu, cinsiyet değiştirenlerin oy vermeye kadın ya da erkek yerine ‘diğer’ seçeneğini işaretleyip kaydolabileceklerini belirtmişti.

‘Kimliğimizde kuşra yazsın’
Pakistan’da cinsiyet değiştiren topluluk ‘kuşra’ ismiyle tanınıyor. Bu tanım, ameliyatla cinsiyet değiştirenlerin yanı sıra hermafroditleri de kapsıyor. Dünyanın pek çok yerinde cinsiyet değiştiren insanlar kendilerini erkek vücuduyla doğmuş kadın ya da tersi olarak kabul etse de Pakistan’da ve diğer Asya ülkelerinde bu tür kişiler kendilerini her iki cinsiyete de ait olarak görmüyor.
Cinsiyet değiştirenlerin önde gelen isimlerinden Almas Bobby, “Nüfus cüzdanlarımızda cinsiyetimiz erkek yazıyor, biz kuşra yazmasını istiyoruz” diyor. Bobby, kimliklere üçüncü cinsiyeti eklemenin, bu insanların toplumda kabul görmesi açısından umut veren sembolik bir zafer olacağını da söylüyor.
12 yaşında evden kaçan, şimdiyse 19 yaşında olan Şanya da “Ailelerimiz kuşra olduğumuz için bizden utanıyor. Sadece bir ‘kimlik’ istiyoruz. Bu bizim hakkımız” diyor. Şanya ve Bobby, Yüksek Mahkeme’nin topluluklarının durumuna dikkat çekmesinin önemli bir gelişme olduğunu söylerken hâlâ şiddetle iç içe olduklarını da hatırlatıyor.

Düğünde dansözse sorun yok! Pakistan’da birkaç yüz bini bulan kuşraların resmi temsilcisi yok. Bobby, çoğunun ihtiyaçlarıyla ilgilenen bir ‘guru’nun liderliğinde ortak evlerde yaşadıklarını söylüyor.
Ayrımcılık görmelerine rağmen, Pakistan’ın İslami toplumu onlara festival ya da düğünlerde dansçı olarak tolerans gösterebiliyor. Yüksek Mahkeme’de 2009’un başında kuşraların çalışma, sağlık gibi alanlarda ayrımcılığa uğramalarını durdurmaya yönelik teklifi sunan avukat Muhammed Aslam Khaki “İnsanlar onlarla dalga geçiyor. Saygınlıkları çiğneniyor” diye anlatıyor.
Tüm bu olan bitene rağmen girişimler umut verici. Polis taciziyle baş etmek için, kuşraların tutuklanmaları durumunda, yetkililere dava dosyalarının kopyalarını yollama zorunluluğu getiren mahkeme topluluğun ücretsiz sağlık ve miras haklarını da garanti altına almak için kurallar koyarak, bu umut yolculuğunun başını çekiyor.
Kaynak: AP

Categories: Genel Tags: , ,

Cinsel ilişkiye girmeyen kocaya ceza

Pazar, 07 Şub 2010 admin yorum yok
Yargıtay, fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde karısıyla cinsel ilişkiye giremeyen kocanın, karısına maddi ve manevi tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. Yargıtay, boşanma kararının yeterli olmadığını, bu durumun kadının kişilik haklarına bir saldırı olduğu için tazminat gerektirdiğini belirtti. Burdur’a bağlı Gölhisar ilçesinde bir kadın, kendisiyle cinsel ilişkiye girmeyen eşinden boşanmak için dava açtı. Kadın, boşanma kararının yanı sıra kocasının kendisine bir miktar da tazminat ödemesini istedi. Gölhisar Asliye Hukuk Mahkemesi, boşanma talebini kabul etti, ancak tazminatı reddetti. Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise tazminat talebinin de kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozdu. Daire’nin kararında şöyle denildi: “Davacı kadın, boşanma, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davacı kadının cinsel ilişkiden kaçındığına ilişkin bir delil ortaya konmamıştır. Fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde cinsel ilişki gerçekleştiremeyen koca tam kusurludur. Boşanma yüzünden menfaati zarar gören kusursuz ya da az kusurlu eş, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Öte yandan, boşanma yüzünden şahsi hakları zarar gören kusursuz veya az kusurlu eş, kusurlu eşten manevi tazminat isteyebilir. Boşanma sonucu kadın, diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak davacı kadın yararına maddi tazminat verilmelidir.

Kişilik haklarına saldırı

Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır” Karara göre, eşiyle cinsel ilişkiye giremeyen eşler, bu bir fiziksel rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa, boşanmanın yanı sıra karşı tarafa tazminat ödemek zorunda kalacaklar. Böylece psikolojik etkenlerle ilişkiye girememe ya da eşe karşı cinsel isteksizlik, tazminat nedeni olacak.
Kaynak: Gazetevatan

Categories: Genel Tags: ,

16 yıldır aydınlatılamayan cinayet

Pazar, 07 Şub 2010 admin yorum yok
İzmir’in Balçova İlçesi’nde 1994 yılında galerici Ömer Özden Cebecioğlu ve sevgilisi Emra Taşan, başlarına kurşun sıkılarak öldürüldü.
Cebecioğlu’nun otomobili köprü altında yakıldı. Bugüne kadar katilleri ile ilgili bir ipucuna rastlanmazken, birçok kişinin ifadesine başvuruldu, ancak bir sonuç alınamadı. Cinayetle ilgisi olmayan garson Murat Çelik ve kardeşi Nuriye, suçsuz yere yargılandı, bankadaki paralarına el konuldu, önce hapis cezası aldı, ardından beraat etti.
Ömer Özden Cebecioğlu ve Emra Taşan’ın katilinin bulunması için bugüne kadar polis yüzlerce kişiyi sorguladı, ancak genç aşıkların neden ve kim tarafından öldürüldüğünü bir türlü saptanamadı. Ancak zincirleme gelişmeler Nuriye ve Murat Çelik kardeşlerin mağduriyetine neden oldu.

Şimde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bile götürüleceği söylenen bu mağduriyetle ilgili gelişmeler şöyle oldu:
Galerici ve sevgilisinin cinayete kurban gitmesinin ardından zincirleme gelişmelerde her şey bir yastıkla başladı. Ömer Özden Cebecioğlu’nun, sevgilisi Emra Taşan’ın öldürülmesinin adından, oğlunun evindeki eşyayı ihtiyacı olanlara dağıtan anne Mübeccel Cebecioğlu, bir yastığı da evlerinin altında kahvede garsonluk yapan Murat Çelik ve kardeşi Nuriye Çelik’e verdi. Bir süre sonra ‘Yastıkta altın vardı’ söylentisi çıkınca Mübeccel Cebecioğlu, oğlunun yastığının içinde para ve ziynet eşyası sakladığını ve bunları Çelik kardeşlerin aldığı iddiasıyla dava açtı.

Murat Çelik ve kardeşi Nuriye Çelik hakkında İzmir 5′inci Sulh Ceza Mahkemesi’nde ‘buluntu eşyayı almak’ suçundan 1′er yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı, poliste verilen ifade ve anne Mübeccel Cebecioğlu’nun iddiasını dikkate alarak Çelik kardeşlere ait banka hesaplarında bulunan 8 bin 800 mark, 2 bin TL değerinde 2 altın kolye, 4 yüzük, 2 bilezik ve 4 parça halinde altın setine de el koydu, Adli Emanet Bürosu’na götürdü.

Duruşmalarda Nuriye Çelik, polisteki sorgusunda işkence gördüğünü öne sürdü ve 7 günlük doktor raporunu da delil olarak sundu. İşkence altında ifade verdiği için ifadeyi imzalamak zorunda kaldığını belirten Murat Çelik de elindeki paranın kendisinin değil Japonya’da bulunan eniştesine ait olduğunu belirtip o da suçlamaları kabul etmedi. Çelik’in eniştesi Yılmaz Bingöl de mahkemeye gelerek, gönderdiği paraların banka dekontlarını gösterdi. Dava sürerken soruşturmayı yürüten savcı, el konulan malları talimat vererek Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderdi. Sulh Hukuk Mahkemesi Çelik kardeşlerden alınan malvarlığının tamamını Ömer Özden Cebecioğlu’nun mirasına dahil etti. Dava sürerken, Adli Emanet Bürosu’nda bulunan para ve altınlar anne Cebecioğlu’na verildi. Ancak bir süre sonra da yaşlı kadın tek kuruş bırakmadan öldü. Bir yıl sonra suçsuzlukları kanıtlanan iki kardeş ise beraat etti.

Çelik kardeşler para ve altınlarını almak için savcılığa başvurdu ama miras gibi öldürülen gencin annesine verildiğini öğrenince şoke oldu. Çelik kardeşler, Ömer Özden Cebecioğlu’nun mirascısı olan annesi Mübeccel Cebecioğlu’nu aramaya başladı. Ancak yaşlı kadının öldüğünü ve tek kuruş miras bırakmadığını öğrenince ikinci şoku yaşadı. Çelik kardeşlerin avukatı Mehmet Şerif Avcı, müvekkilerinin mallarının dava bitene kadar Adli Emanet’te tutulması gerektiğini belirterek 1999 yılında Ankara 1′inci İdare Mahkemesi’ne başvurup, Cumhuriyet Savcısı’nın işlemi hakkında şikayetçi oldu. İki yıl süren davada mahkeme, yetkisizlik kararı verip davanın Ankara değil İzmir İdare Mahkemesi’nde açılması gerektiğini belirtip dosyayı İzmir’e gönderdi. Dosya İzmir 3′üncü İdare Mahkemesi’nde 1.5 yıl bekledi. Mahkeme davanın Cumhuriyet Savcısı değil, davaya bakan Sulh Hukuk Mahkemesi’ne karşı açılması gerektiğini belirtti.

Avukat Mehmet Şerif Avcı, davayı temyiz için Danıştay’a gönderdi. 1.5 yıl sonra Danıştay davaya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğunu, ayrıca Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi hakkında dava açılması gerektiğini belirtti. Avukat Avcı, 2005 Ağustos’ta İzmir 1′inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Adalet Bakanlığı aleyhine, adaletin gecikmesi gerekçesiyle toplam 300 bin TL tazminat davası açtı. 13 yıl boyunca davaya kimin bakacağı konusunda çelişkiler yaşandığı için dosya kapağı dahi açılmayan ceza davası ise sonunda 2007 yılında İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Bir yıl içinde dört kez duruşmasız olarak davaya bakan mahkeme heyeti, verdiği kararla yıllardır haklarını bekleyen Çelik kardeşlerin davasının reddine karar verdi.

Mahkeme heyeti gerekçe olarak da Murat ve Nuriye Çelik kardeşlerin mağdur olduğunu ancak o tarihte bu tür mağduriyeti gideren kanun maddesi olmadığını belirtti. Yargıtay’a giden dosya henüz dönmedi.

Avukat Mehmet Şerif Avcı, hem haklı görüldüklerini hem haklarının verilmediği bir kararla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “Davanın nerede ve nasıl görüleceği konusunda zaten 11 yıl boyunca mahkemeler tartışıp durdu. Biz tazminat davası da açtık alacak davası da. Biz sadece müvekkillerimin el konulan altın ve paralarını istiyoruz. Şimdi davanın nereye gideceğini artık kestiremiyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmekten başka çaremiz de kalmadı” dedi.

Cinayetin ardından yaşanan hukuk süreci gibi, galerici Ömer Özden Cebecioğlu ve sevgilisi Emra Taşan’ın kimin tarafından öldürdüğü de belirlenip, bir sonuca ulaştırılamadı. İki sevgilinin ölümü faili meçhul olarak kaldı.
Kaynak: DHA

Categories: Genel Tags:

500 bin kişi alacaklı

Cumartesi, 06 Şub 2010 admin yorum yok
Anayasa Mahkemesi’nin çalışanların yüzde 35 vergi ödemesini iptal eden düzenlemesinin ardından vergi hukukçuları şimdiye kadar ödenen verginin iadesi konusunda neler yapılacağı konusunda tartışmaya başladı. Büyük çoğunluk çalışanların 2009 yılı ekim özellikle de 2009 Aralık ayı ve sonrası için dava açıldığında çalışanın yüzde 8’lik (35- 27) fazla vergiyi geri alabileceğini belirtiyor. Bazı uzmanlar Anayasa kararlarının geriye yürütülemeyeceğinden yola çıkılarak dava açılsa bile çalışanların 2006 yılından sonra ödedikleri fazla vergiyi alamayacağını savunurken bir çok vergi uzmanı özellikle Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesiz kararının açıklandığı 15 Ekim 2009’dan sonraki dönem için açılan davaların çalışan lehine sonuçlanacağına emin. Özellikle 2009 Aralık ayında yüzde 35’lik dilimden vergi ödeyen çalışanın bu aya ait fazla vergiyi geri alma ihtimali yüksek görünüyor. Bu konuda en uç görüşlerden birisi ise Türk Sanayici ve  işadamları Derneği (TÜSİAD) Vergi Komitesi Başkanı Sedat Eratalar’dan geldi. Eratalar, 2006’dan sonra çalışanlardan Anayasa’ya aykırı vergi alındığını belirterek, “Davalar 2006’dan sonra fazla ödenen vergi için açılabilir” dedi.

DAHA ÖNCE FAİZDE YÜRÜDÜ

Vergi hukukçularının çalışanların fazla ödedikleri vergiyi alabilecekleri yönündeki görüşleri vergi mahkemeleri ve Danıştay’ın daha önce aldığı kararlarla destekleniyor. Bunlardan ilki vergi ziyaı cezasıyla ilgili alınan bir kararın mahkemelerce geriye yürütülmesi. PricewaterhouseCoopers Kıdemli Ortağı vergi uzmanı Zeki Gündüz, geçmişte de 4369 yasılı kanunla vergi ziyaı cezasına uygulanan faizi Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiğini mahkemelerin de işlemi geri yürüterek vergi ziyaı cezasından faiz almadığını ifade etti.

YATIRIM İNDİRİMİ KARARI EMSAL

İkincisi ise Kocaeli Vergi Dairesi’nin yine Anayasa Mahkemesi’nin aynı gün iptal ettiği ve şirketlerin 2009 yılından sonra yatırımlarını vergiden indiremeyeceklerini düzenleyen yasal düzenlemenin iptal edilmesinden sonra
aldığı karar oldu. Mahkeme, Maliye’nin ‘Anayasa Mahkemesi kararı geriye yürümez” deyip bir şirketin 2009 yılına ait yatırım indirimini kabul etmemesine karşı şirketi haklı buldu. Mahkeme kararında Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verilerek iptal edilen ve hukuk âlemindeki varlığı ortadan kalkan yasanın uygulanmasının mümkün olmadığı belirtildi.

Meclis’in belirleyeceği yeni oranla yüzde 37 arasındaki fark alınır

Yeni düzenleme yapılıncaya kadar yüzde 35’lik vergi diliminin Anayasa’ya aykırılığı devam ediyor. Şirketlerin açtığı davalar kabul edildi. Dava açma aşamasında herhangi bir sorun yok. Sonucu ne olur konusu tartışılır ama dava hakkını çalışanlar kullanmalı ve kullanıyor da. Şimdi hükümet muhtemelen yeni bir oran belirleyecek. Mahkemeler muhtemelen ekim ayından düzenleme yapılana kadar olan bölümde yeni oran ile yüzde 37 arasındaki farkın ödenmesini sağlayabilir.

SOSYAL GÜVENLİK UZMANI VE HT EKONOMİ YAZARI ALİ TEZEL

Davayı açan parasını alır

Vergi dilimlerinin adaletsizliği üzerine hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali Topuz, Haluk Koç ile birlikte 116 CHP milletvekili ile açılan iptal davaları sonrasında aşağıdaki illerin vergi mahkemelerinin hakimleri, yüzde 35’lik vergi oranının haksızlığını hakim olarak kendileri de inanarak konuyu
Anayasa Mahkemesi’ne taşımışlar ve Anayasa Mahkemesi de çok hızlı davranarak 08.01.2010 günü konuyu sonlandırmıştır.

1- Denizli Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2007/70)

2- Konya Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2007/101)

3- Danıştay Dördüncü Dairesi (Esas Sayısı:2008/67)

4- Ankara İkinci Vergi Mahkemesi(Esas Sayısı: 2008/69)

5- Sakarya Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2009/14)

6- İstanbul Onbirinci Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2009/60)

Konunun sonlanmasından sonra yukarıda sayılan mahkemelere dava açan ücretliler fazla ödedikleri gelir vergilerini geri almışlardır. Bazıları diyor ki Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ancak burada durum farklı, Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ama bu Anayasa Mahkemesi kararını dayanak yaparak dava açanlar için mahkeme kararı geçerlidir. Bunun iki yönü var birincisi konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan yukarıdaki mahkemelerin kararları kendileri için emsal mahkeme kararıdır.

Sedat Eratalar TÜSİAD Vergi Komitesi Başkanı:

Çalışan 4 yıl için de dava açabilir

Anayasa Mahkemesi ekimde duyuru yaptı. Bu nedenle ekimden itibaren ihtirazi kayıtla beyanname verip dava açanlar oldu. “Anayasa Mahkeme kararları geriye yürüyemez” deniliyor. Ancak bana göre bu kanunun çıktığı 2006’dan bugüne kadar geçen zaman dilimi için fazla ödenen verginin düzeltilmesi istenebilir. Çünkü çalışanlardan Anayasa’ya aykırı olarak vergi alındı.

Bumin Doğrusöz Marmara Üni. Öğretim Üyesi ve Vergi Uzmanı:

İhtirazi kayıtla verip dava açan alabilir

15 Ekim’den sonra dava açanlar fazla ödedikleri vergiyi dava sonunda geri alırlar. Eylül, ekim ve kasım ayları için dava süreleri geçti. Ama Aralık 2009 için dava açma süresi dolmadı. Çalışanlar Şubat’ın 23’üne kadar dava açıp Aralık 2009 vergisini geri alabilir. Eğer şirketler ihtirazi kayıtla beyanname vermemişse o zaman çalışanlar dava açabilir. 15 Ekim’den öncesi için geri alma imkânı yok gibi.

İbrahim Türkiş Finans Denetim Yönetim Kurulu Başkanı:

Çağdaş hukuka göre alınabilir

Vergi mahkemesi ve Danıştay nihai olarak bu karala ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararın benzerini verip geçmişe yönelik uygulayabilir. Geçmişte her iki yönde de kararlar verilmiştir. Çağdaş hukuk  lkeleri ve olayı objektif ilkeler doğrultusunda değerlendirecek olursak, mükellefler lehine de karar çıkabilir.

ŞİRKET İHTİRAZİ KAYITLA VERMEMİŞSE NE OLMUŞTU? ÇALIŞANIN KENDİSİ DAVA AÇMALI

Vergi uzmanları şirketlerin ihtirazi kayıtla beyanname vermemesi durumunda kişilerin dava açmasının daha doğru olacağını savunuyor. Uzmanlar, “Şahıs vergi dairesine gidip önce düzeltme isteyip ‘İşverenim benden fazla vergi kesti” demeli. Eğer vergi dairesi bu işlemi yapmazsa vergi dairesi aleyhine dava açmalı” diyor. Beyannamenin ihtirazi kayıtla verilmesi halinde ise şirketlerin ihtirazi kayıtla beyanname verip dava açmasının daha doğru olacağı ifade ediliyor.

‘2009 ARALIK İÇİN ACELE EDİN’

Vergi uzmanlarının üzerinde birleştiği nokta süre ile ilgili. 2006-2008 arasında
fazla ödenen fazla verginin dava açma süresi geçtiği için alınamayacağı yönünde. Uzmanlar Anayasa Mahkemesi’nin kararı gerekçesiz olarak açıkladığı Ekim 2009’dan sonrası dönem için dava açılması halinde çalışanların 2009 Eylül’den itibaren fazla ödediği vergileri geri alabileceğini belirtiyor.Uzmanların kesin gözüyle baktığı dönem  ise Aralık 2009’dan sonra ödenen vergiler. Çünkü Aralık 2009 gelir vergileri beyannameleri 23 Ocak 2010’da veriliyor. Beyanname verdikten sonra dava açma hakkı ise 30 gün. 23 Şubat’a kadar dava açılma hakkı sürüyor.
Kaynak: Gazete Habertürk

Categories: Genel Tags:

Bankacı sevgilisini boğarak öldüren sanık konuşamıyor

Cumartesi, 06 Şub 2010 admin yorum yok
Bursa’da, bir bankada müşteri danışmanı olarak çalışan sevgilisi 26 yaşındaki Zeynep Silku’yu boğarak öldürdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan 27 yaşındaki Yurdakan Buğra Orki, karar aşamasına gelen 5′inci duruşmada da savunma yapmadı. Orki, “Hakim bey, aslında ben de savunma yapmak istiyorum ancak, olayı anlatmak istediğimde, 284 gün önceki o anı yaşıyorum. İfade vereceğim fakat kendimi ifade edemiyorum” derken Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi.

Cinayet geçen yılın Nisan ayında işlendi. Bir bankada çalışan Zeynep Silku, sevgilisi Yurdakan Buğra Orki’nin Osmangazi İlçesi Çırpan Mahallesi’nde oturduğu binanın 3′üncü katındaki evinde boğularak öldürülmüş halde bulundu. Vücudunda kurşun ve kesici alet izine rastlanmayan Zeynep Silku’nun 1983 yılında Yozgat’ın Sorgun İlçesi’nde dünyaya geldikten kısa süre sonra babası Ali Becerik’in ölmesi üzerine ikinci evliliğini yapan annesi Emine Yiğiter tarafından velayetiyle birlikte Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bırakıldığı, buradan da Bursa’da oturan ve çocukları olmayan Meliha ve Burhan Silku çiftine evlatlık olarak verildiği belirlendi.

Zeynep Silku’yu öldürdüğü öne sürülen sevgilisi Yurdakan Buğra Orki, cinayetten 24 saat sonra gece yarısı Altıparmak Caddesi’nde ablasıyla cep telefonuyla konuşurken yakalandı. Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifadelerinde amacının Zeynep Silku’yu öldürmek olmadığını öne süren Orki, şunları söyledi;

“Zeynep ile evlenmeyi düşünüyorduk. Söz yüzüğümüzü de takmıştık. Son günlerde aramızdaki anlaşmazlık nedeniyle ayrılmaya karar verdik. O gün son kez birlikte olmak için benim eve gittik. Gece burada kaldık. Sabah kalktığında işe gitmek istedi. Göndermek istemeyip, ona sıkıca sarıldım. Rahatsız olup bağırınca ağzını kapatmak istedim fakat ölümüne neden oldum. Öldüğünü anlayınca kendisini yatağa yatırıp evden ayrıldım.”

Hakkında Bursa 4′üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Kasten insan öldürmek’ suçundan ömür boyu hapis cezası istemi ile dava açılan Yurdakan Buğra Orki, karar aşamasına gelen davanın 5′inci duruşmasında da ifade vermedi. Çıktığı duruşmada sevk edildiği devlet hastanesinde gördüğü psikolojik tedaviden sonuç alamadığını belirten sanık Yurdakan Buga Orki, “Hakim bey 284 gün önceki o anı hâlâ yaşıyorum. Kendimi ifade edemiyorum. Olayı bir türlü anlatamıyorum. Beni yeniden hastaneye sevk edin, bu konuda tedavi olmak istiyorum” dedi.

Mahkeme, Orki’nin isteği üzerine sanığı, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk ederek akli dengesinin saptanmasını ve rapor ile bildirilmesini istedi.
Kaynak: DHA

Categories: Genel Tags: ,